Senin Olanı Sahiplen, Senin Olmayanı Yüklenme

  • kariyer
  • yeni-mezun
  • gelecek-kaygisi
  • stoacilik
  • epiktetos
  • yapay-zeka
  • is-hayati

Çevremde insanlarla konuştuğumda son dönemde dikkatimi çeken ortak bir nokta var. Daha önce yeni mezun arkadaşlara yönelik farklı yazılar yazmıştım; orada daha çok CV, teknik yeterlilik, sektör gerçekleri gibi konulara girmiştim. Bu yazıda ise biraz daha geriye çekilip, daha temel bir yerden bakmak istiyorum.

Özellikle yeni mezun ya da kariyerinin başında olan arkadaşlarla sohbet ettiğimde konu çok hızlı bir şekilde aynı yerlere geliyor. Sohbetin başlığı değişiyor ama alt metni hep aynı kalıyor.

Senin Olanı Sahiplen, Senin Olmayanı Yüklenme.

Son zamanlarda konuşulan başlıklar genelde şunlar:

  • Dünya savaşı çıkar mı?
  • Ekonomik kriz daha da derinleşir mi?
  • İşsizlik nereye gidiyor?
  • Büyük şirketler neden bu kadar insan çıkarıyor?
  • Yapay zekâ bizim işleri elimizden alacak mı?

Başlıklar farklı gibi görünse de hepsinin çıktığı yer aynı: gelecek kaygısı.

Ve bu kaygı haksız değil. Aksine, tamamen mantıklı.

Bugün dünyaya biraz olsun bakan, haberleri takip eden, yaşadığı ülkenin ekonomik gerçeklerini bilen birinin kaygısız olması zaten garip olurdu. Hatta şunu net söyleyeyim: Gelecek kaygısı olmayan insan genelde ya gerçekten hiçbir şeyle ilgilenmiyordur ya da kendini kandırıyordur.

Ama burada kritik bir ayrım var.

Mesele gelecek kaygısını yok etmek değil. Mesele bu kaygıyı nereye bağladığımız.

Senin Olanı Sahiplen, Senin Olmayanı Sahiplenme

Antik Yunan’da Epiktetos’un çok temel bir ayrımı vardır: Kontrolümüzde olanlar ve olmayanlar.

Bu ayrım kulağa basit gelir ama uygulaması zor, etkisi derindir.

Bugün benim ağzımdan çıkan hâliyle bu ayrım şuna denk düşüyor:

“Senin olanı sahiplen, senin olmayanı sahiplenme.”

Bu cümle pasiflik değildir. Bu cümle “bana ne” demek değildir. Bu cümle dünyadan kopmak değildir.

Bu cümle, enerjiyi doğru yere bağlama cümlesidir.

Dünya savaşı olabilir mi? Evet. Ekonomik kriz derinleşir mi? Evet. AI bazı işleri bitirir mi? Büyük ihtimalle.

Bunları inkâr etmek safdillik olur.

Ama şu soruyu sormak zorundayız:

Bu yazıyı okuyan herhangi biri, tek başına bunları durdurabilir mi? Hayır.

Bu noktada bu başlıklar bizim değildir.

Yanlış anlaşılmasın: Bunlar yok sayılacak şeyler de değildir.

Bunlar veridir. Risk analizidir. Arka plan bilgisidir.

Ama merkeze alınacak şeyler değildir.

Bu meseleleri merkeze aldığınız anda kaçınılmaz olarak şu duygular gelir:

  • Sürekli tetikte olma hâli
  • Umutsuzluk
  • “Zaten bir şey değişmeyecek” hissi
  • Ve sonunda donakalma

Bu psikoloji üretmez. Bu psikoloji hareket ettirmez. Bu psikoloji insanı korumaz.

Yağmuru durduramazsın. Ama şemsiye alabilirsin.

Islanmamayı seçebilirsin. Ya da yağmur altında yürümeyi öğrenebilirsin.

Bu bir teslimiyet değildir. Bu bir stratejidir.

“Ama Bunları Düşünmezsek Saf Olmaz mıyız?”

Bu soru genelde şu korkudan gelir: “Gerçeklerden kopmak istemiyorum.”

Zaten kop demiyoruz.

Ama şunu kabul etmek zorundayız: Sürekli kontrol edemediğin şeyleri düşünmek, seni gerçekçi yapmaz; tüketir.

Gerçekçilik, her riski sırtlanmak değildir. Gerçekçilik, hangi riskin sana ait olduğunu bilmektir.

Gelelim Yeni Mezun Gerçeğine

Bugün AI dalgası gerçekten çok güçlü. Bu seferki teknolojik dönüşüm, önceki “otomasyon” hikâyelerinden farklı.

Eğer yaptığınız iş:

  • Standart üretime dayanıyorsa
  • Tekrar ediyorsa
  • Yorumdan çok çıktı üretiyorsa

ister kod olsun, ister tasarım, ister metin…

Artık bunu sizden daha hızlı, daha ucuz ve daha risksiz yapan sistemler var.

Bu kötü bir haber değil. Bu bir gerçek.

Kendinizi bir işveren yerine koyun ve dürüstçe sorun:

Sizi neden işe almalıyım?

Bu soruya net bir cevabınız yoksa, “Biz nerede tecrübe kazanacağız?” ya da “Siz de bir zamanlar yeni mezundunuz” gibi cümleler kimseyi ikna etmez.

Çünkü gerçek şu: Kimse amme hizmeti olarak maaş ödemez.

Aynı şekilde bir firma size “gel beleş çalış” dese siz de kabul etmezsiniz.

İş hayatı romantik değil. Bu yüzden çözüm de romantik olamaz.

Burada mesele çok net: karşılıklı kazan–kazan.

Sahiplenilmesi Gereken ve Gerekmeyen Şeyler

Şimdi biraz can yakan kısım.

Zengin değiliz. Tecrübeli değiliz. Banka hesabımız kabarık değil. Network’ümüz sınırlı.

Bunlar veri.

Bunlar utanç değildir. Bunlar bahane de değildir.

Ama bunlar sahiplenilecek şeyler değildir.

Sahiplenildiği anda insanın omzuna gereksiz bir yük biner. Ve bu yük ilerletmez.

Sahiplenilmesi gereken tek şey şu sorumluluktur:

Kimse bana bağış yapmak zorunda değil.

Bu kabul edildiği anda zihinsel olarak rahatlama başlar. Çünkü beklenti yer değiştirir.

Bu noktadan sonra sorulması gereken sorular nettir:

  • Ben neyim?
  • Ne katıyorum?
  • Kimin benim sunduğum şeye ihtiyacı var?

Bu CV yazmak değildir. Bu LinkedIn profili parlatmak da değildir.

Bu kendini pazarlamaktır. Ve bu kelimeden rahatsız olanlar genelde gerçeği kaçırır.

Meslek Romantizmine Aldanmayın

LinkedIn’de sürekli şu hikâyeleri görüyoruz:

“Bu işi bıraktım.” “Kurumsalı terk ettim.” “Hayalimin peşinden gittim.” “Şimdi çok mutluyum.”

Davulun sesi uzaktan hoş gelir.

Kimse işin:

  • Stresini
  • Uykusuzluğunu
  • Sorumluluğunu
  • Bedelini

paylaşmaz.

Her işin getirisi kadar götürüsü vardır. Önemli olan hangi işi yaptığınız değil; o bedelin sizin karakterinize uygun olup olmadığıdır.

Somut Ama Romantik Olmayan Çıkış Yolu

“Peki ne yapacağız?” kısmına gelince…

Open-source projelere katkı verin. Issue kapatın. Review alın. Hata yapın. Eleştiri görün. Sürtünme yaşayın.

Evet, para kazandırmaz. Ama sizi boşlukta çürütmez.

Beklemek çözüm değildir. “Bir şeyler düzelince” başlamak hiç çözüm değildir.

Boş geçen zamanı sermayeye çevirmek zorundasınız.

Bu bazen bilgi olur. Bazen dayanıklılık olur. Bazen de sadece “ben bunu yaptım” diyebilme gücü olur.

Son Söz

Gelecek kaygısı düşman değil. Yanlış yere bağlanan gelecek kaygısı düşman.

Kontrol edemediklerini düşünce malzemesi yap. Kontrol edebildiklerini ise sahiplen.

Gelecek, dış dünyayı yenerek değil; kendine ne kattığını netleştirerek kurulur.